13/9/2007 - TANSAŞ PROTESTOSU
Tansaş'ı hepimiz biliyoruzdur. Koç Grubuna ait marketlerden bir tanesi, hani Migros Marka, Tansaş orta kesime, Şok ise buyrun ucuz market olayı... Tansaş'ı yanılmıyorsam önceden İzmir büyükşehir Belediyesi işletiyordu. Şimdi sıfır hizmet kalitesi ile Koç Grubu... Son birkaç aydır tekrar İzmirli bir işadamı alsada rahatlasak diyorum.
Öncelikle Tansaş adlı marketle ilgili şikayetlerim o kadar fazla ki buraya yazmak için hangisinden başlasam bilemiyorum. Üstelik bu şikayetlerimi Tansaş'ın Müşteri Hizmetleri kısmına kırk kere iletmeme rağmen hiçbir çözüm sunmadılar. Bende kendi çapımda protestoya karar verdim. Eminim Tansaş'tan alışveriş yapan pekçok blogcu da benim şikayetlerimi yaşamıştır. Çünkü şu sıralar Tansaş'tan nefret eden o kadar insan tanıyorum ki anlatamam. Bir zamanların zevkli alışveriş marketi şimdi nefrete dönüştü. Acil ihtiyaçlarımda bile artık kapısına dahi yanaşmıyorum.
Gelelim Tansaş'ta başınıza gelen pişmiş tavuğun başına gelmez şikayetlerimize;
Beşiktaş Tansaş; işyerimden çıkıp eve gitmek istediğim zaman; "hazır şuradan da bir alışveriş yapayım. Süt bitmişti evde, iki de çikolata, bir de tavukla, ekmek alırım" dediğim. Yolumun üstündeki zaman kazanmama neden olan marketlerden biri fakat o da ne; zaman kaybetmeyim diye girdiğim markette yaklaşık 30-35-40 dakika sıra beklediğim sıra beklerken fenalıklar geçirdiğim bir market oldu. Üstelik, markette sarmal oluşmasına sebebiyet veren bu uzun kuyrukların nedeni; aşka gelmiş alışveriş sapıkları değil! Eleman yetersizliği olduğu için 3 adet kasa açılması!!! Biz yaklaşık 90 kişiyiz 3 kasa açık. (Belediye otobüsü mantığı otobüsün yolcu alma kapasitesi 80 biz otobüste 800 kişiyiz.) Her akşam mutlaka bir vatandaş kavga çıkartıyor Tansaş'ta. Artık sinirini atmak isteyen varsa gelsin Tansaş'a kasa görevlisine çatsın. Zavallı görevlinin zaten yapabileceği çok fazla birşey yok ışık hızı ile işlem yapacak değil heralde.
Birde kocaman harflerle yazı yazmışlar. Siz sıra beklerken açılmamamış kasa varsa bilmem kaç saniyede açıyoruz. Fakat şöyle bir mantık hatası var kasayı açmak için eleman gerekiyor. Açın diyoruz kasa, yanıt basit; eleman yok. Neyse biraz asabiyet yapan bir müşteri varsa bulunuyor bir eleman, fakat o da reyon elemanı her eline aldığı ürünü kasada okutması 5 dakika, bir de meyve sebze aldıysanız yandınız. Sürekli şu diyaloglar yaşanıyor; "Üzümün kodu ne, elma neydi" Hadi meyve sebze kısmını atlattınız. Yanlışlıkla bir ürün fazla okutulduysa işte o iade işleminde bırakın elinizdekileri ya sabir çekerek yan ksaya geçin.
Henüz alışverişin başındasınız henüz kasa asabiyetini yaşamadıysanız. Sizi diğer reyonlarda test edip onaylıyorlar. Kasa da daha dayanıklı sinirlere sahip olun ki, çok karmaşa yaratmayın. Bu ön alıştırmayı genelde; et, peynir reyonunda yaşayabilirsiniz. 300 gr salam almak için 300 dakika işkence görmeniz olası, zaten o salamı aldıktan sonra; "Tanrım ne kadar büyük nimet" diyerek kasaya doğru ilerliyorsunuz.
Aldığınız ürünler 5 lira iken 8 lira çıkarsa şaşırmayın. Ekonomi yapmak için o kadar uğraşıp en ucuzunu seçtiniz fakat o da fiyatlar kasada katlanarak arttı. Nedeni çok basit; Etiketler karışmış, eski etiket kalmış, kampanya bitmiş, aslında kampanya diğer üründe... Sıkı ekonomistlere duyrulur. Etiket hesabı yapmayın.
Bir de poşet meselesi var. Tansaş insanları zengin göstermek için büyük bir çaba harcıyor. Teşekkür edeiyoruz kendisine... Ben üç poşetlik alışveriş yapıyorum. Fakat büyük poşet kalmadığı için küçük küçük bit kadar poşetlerle oluyor. 12 poşet. Sanki marketi satın aldım havası ile dışarı çıkıyorum. Öğrenciler yurda giremiyor mesela, görevli soruyor; "Yurt mutfağını mı ele geçirdiniz"
Tüm bunlara rağmen, eskiden kalma bir gönül bağım olduğu için gene de Tansaş’a alışveriş yapmaya gidiyordum fakat en son tanık olduğum olaydan sonra bri daha Tansaş’tan alışveriş yapmamaya karar verdim. Öncelikle Beşiktaş Tansaş Mağazası’nda 12 yaşından küçük çocukların kasa arkasında poşet doldurmak için çalıştıklarını gördüm. Belli ki çocuklar orada müşterilerin evercekleri iki üç bozuk paraya ya da bir çikolataya çalışıyordu. Peki bu sigortası yapılmayan yasal bir kaydı olmayan çocukların market içinde başlarına birşey gelse, Beşiktaş Tansaş Mağazası’nda oturan Mağaza Müdürü çocuğun ailesine çikolata parası mı verecek?
Bu yazıyı buraya koymamın nedeni Tansaş’ta yaşadığım tatsız olaylar ve bir müşteri olarak o kadar şikayet maili yollamam rağmen dikkate alınmam. Benc eTansaş en kısa zamanda Müşteri İlişkileri’nde oturan görevlileri görevinden alsın. Mağaza Mğdğrleri’nde birkaç uyarı yazı göndersin. Tabi bunların yanında kendi imajına verdiği zararı da düşünüp. Şirket yöneticileri ile neden bu duruma geldiklerini gözden geçirsin. Yoksa artık Tansaş Markası içi boşaltılmış boş bir marka olmaktan kurtulamayacak.
|
Yorum (11) :: Bağlantı
|
28/8/2007 - KARABÖCÜKLER
Magazin basını neden her daim tek taraflı haberler yapar anlamam. Aslında mağazin basını diye birşey var mıdır Türkiye'de yoksa dedikoducu gazeteciler mi demek lazım. Son dönemde birkaç program izleme şansım oldu. Şöyle bir yaklaşımla karşılaştım; programına katılmayan karşı tarafa genelde yüklenip saldırılıyor. Ya da hangi taraf kanalın genel yayın yönetmenine yada sunucusuna uzaksa o taraf yerden yere vuruluyor.
Son dönemde denk geldiğim haberlerden biri de ikinci Asena Vakası olarak ele alınan Gülşen. Bazı programlara bakıldığında hep şu yaklaşımı gördüm: "Gülşen; evli bir adamla ilişki yaşadı tu kaka" Peki neden hep bu aşk skandallarında kadınlar suçlanır. Sonuçta aşk yaşadığı Erol Köse evliydi. Ve Erol Köse'ninki daha vahim bir durum ki; o bir insanı aldatarak bu aşkı yaşadı.
Burada asıl sorun Erol Köse yada Gülşen değil bence; sorun hep bu tür aşk skandallarında kadınlara yüklenilmesi. İşte bu nedenle Gülşen'i bir kadın olarak destekliyorum. Ve bazı programlarda bazı kadınların bir kadının arkasında yer almak yerine, güçlü bir erkeğin yanında durmalarına şaşırıyorum.
İşte Gülşen'in şarkı sözleri; kimleri hedef almış bilmiyorum ama benimde bu göndermeyi yapmak istediğim KARABÖCÜKLER yok değil.
Başkalarının üzüntüleriyle sevinip övünenler
Aslında insanlığını kaybedip gizlice dövünenler
Dostunun aşkının her hücresini tek tek sömürenler
Kötü kalpli plancı sevgi düşmanı
Çok sayın kara kediler
Mevlam benden uzak tutsun bunları artık çakralarım tütüyor
Kırıp döküp ezip geçip orgazm olanlar bi de benden medet umuyor
Yazık gözleri dönmüş kalpleri sönmüş yerli eksan düşünenler
Ruhunu kırıtan vicdanı kıvrak sırıtan kara kediler
Offff offff yeter beeee buraya kadarrrr
Kalpleri acıtan aşkları kemiren kötülükle beslenenler
Gönlünü açmayan hiç konuşmayan gizli saklı delirenler
Geceleri avlanıp gündüzleri aklanıp her daim yok edenler
Aklımın almadığı sabrımın kalmadığı sizi gidi
Kara böcükler
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
17/8/2007 - TERLİKLERİNİ BAĞLADIM GİTME DİYE
En çok üzüldüğüm konu şu sıralar ne bilmiyorum. Sadece kendimi kötü hissediyorum. Ben evrim geçiriyormuşum su sıralar, değişiyormuşum. Eskiden çocuk olduğum ve büyümediğim için suçlanırdım. Biraz büyümem istenirdi daha ciddi olmam hayata daha farklı bakmam. Oysaki evrim geçirmeden önce; tek derdim marketten bonibon almak, Çengelköy'e gitmek için saatin tam 23:00 olmasını beklemek, güneşi gördün mü dışarı çık felsefesine uymak, (üstelik hiçbir planın olmadan), sırf en değişik bisküvileri bulabilmek için kmlerce yol katatederek değişik süpermarketler keşfetmek, vapurda denize bakmak, yoldaki kedi ile saatlerce oyalanıp "oooy pisicik gibi garip sözcükler çıkartmak", apartmanlararası asılan çamaşır ipleri çok renkli bulup gözelerini çamaşırlara dikerek dakikalar harcamak, sırf İstanbul'da ilk kaybolduğum sokak diye Taksim Tünel'deki Vergi Dairesine kadar salakça yürümek, mısır dişlemek, O'nun yanında hiç sıkılmadan oturmak, O saatlerce seninle ilgilenmeden çalışsa bile bir sandalyede öylece dünyanın en mutlu insanı olarak oturmak.
Peki ya şimdi NE DEĞİŞTİ DE BEN BÖYLE OLDUM. BEN NEDEN BU KADAR BENCİL OLDUM.
Şimdi yoldaki kedi: korkutucu, Taksim Tünele yürümek: yorucu, Yemek öncesi mısır yemek: doyurucu, bonibon: gereksiz abur-cubur, en uzak markete gitme yarışması: gereksiz otobüs seyahati, en beğendiğin durakları ezberleme: gereksiz bilgi, çamaşır ipleri; nerde gökyüzüne bakmayalı çok zaman oldu, Çengelköy: çok eskide kaldı, Vapur ve Deniz: bir zamanlar Antep Fıstığı ile akşam sohbetleri vardı.
Neler oluyor bana bir dönem mi? Korkuyorum.
HAYATIMDAKİ BÜTÜN KÜÇÜK AMA GÜZEL AYRINTILARI KAYBETMEKTEN VE AŞKLARI, SEVGİLERİ, DOSTLARI, O'NU KAYBETMEKTEN.
O'nun sözü; Terliklerini bağladım gitme diye
|
Yorum (2) :: Bağlantı
|
8/8/2007 - YÜREKLERİ SADAKLARI KADAR ZENGİN DEĞİLMİŞ
Bu şiiri benim için birkez daha anlamlaştıran insana Murathan Mungan'a bu şiiri kaleme aldığı için teşekkür ederim. Küçük bir cümle nasılda anlatıyor bazı hayatları...
Onlar ki bir zayıf vaktini beklerler, Öğren
Dört mevsimden geçmemiş arkadaşlıklar Kırılmış fanus, kararmış tılsım yürekleri sadakları kadar zengin değilmiş Birlikte gittiğimiz yollar Başka haritalarda kaybolurken Öğretirler
aynı değil kalpte biriken zaman sırtlarda ne çok ok birikmiş
kılıçsız kalkansız arkadaşlıklarda savunmasızlığı tek savunma olan doksan dokuz yaradan bir ad bile vermezken kör inanç, kayıp gece, boşalmış mushaf uzanır elleri sadaklarına başkasının gizine nisan yaşayan inceok inceok önceok ne toprağın teninde ürperen hayat bunca aşk bunca anı bunca kalp gün gelir yalnızca bir ince ok.
|
Yorum (1) :: Bağlantı
|
7/8/2007 - FATİH ÇEKİRGE OKUYUCU APTAL MI SANIYOR
Son dönemde yanılmıyorsam Hürriyet Gazetesi'nin internet sitesinin sorumluluğunu Fatih Çekirge üstlendi. Fatih Çekirge, sevdiğim gazetecilerin arasında yer alır. Hürriyet Gazetesi'nin gazetecilik sergileyemediği internet gazetesi, belki çileden çıkılmaz halinden bir nebze olsun kurtulur da, ilk haber olarak Victoria Beckham'ı ve selülitli mankenleri görmeyiz sanmıştım. Fakat o da ne Fatih Çekirge, bırakın bu haberleri sürmanşetlerden çekmeyi, bir de okuyucuyu aptal yerine koymaya başladı. Nasıl mı? Bir gazetecinin haberleri yorumlaması güzel. Fakat o yorumlarını "Fotoğraflı Haber" diye 20 punto ile yazıp her bir sayfada da 1 cümle barındıran Analizleri yok mu, işte bu durum beni çileden çıkardı. Acaba bu durumdan sadece ben mi rahatsızım dedim. Çevremdeki insanlara sordum: hrekesin cevabı "Fatih Çekirge bizi aptal mı sanıyor oldu"
Zaten günden güne rezilleşen Hürriyet internet sitesi artık 0-5 yaş arası gruba da iyiyce hitap etmeye başladı.
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
7/6/2007 - PİNHANİ
Şu sıralar en çok dinlediğim parça PİNHANİ'den 'Hele Bir Gel' çok güzel bir şarkı, sitelerini inceledim diğer parçaları da çok hoş. Bu haftanın tavsiyesi: Mutlaka dinleyin.
Bu parçayı dinlediğimde sanki aşık olmuşum, birisine kavuşmuşum, böyle garip bir özlem, mutluluk, heyecan duydum.
Aşağıdaki sitelerinden tüm parçaları dinleyebilirsiniz.
http://www.pinhani.com/
|
Yorum (3) :: Bağlantı
|
25/5/2007 - GARANTİ BANKASI GÜVENLİK AÇIĞI
Garanti Bankası ile ilgili güvenlik sorunu yaşıyorum şu sıralar ve banka yetkilileri bu konu ile ilgili hiç yardımcı olmuyorlar. Ben de bu konuda yazmak istedim. Bankadaki güvenlik bilgilerim benim haberim olmadan değiştirilmiş. Ve bankanın bu konudan haberi yok. Benim güvenlik bilgilerim benim haberim olmadan nasıl değiştirilir. Bir daha asla Garanti Bankası ile çalışmayacağım.
|
Yorum (2) :: Bağlantı
|
16/3/2007 - MAVİ GÖZLÜ DEV
Mavi Gözlü Dev isimli filme gittim. Ve herkese bu filmi kesinlikle tavsiye ediyorum. Yetkin Dikinciler ve Dolunay Soysert bir harikaydı. Yetkin Dikinciler, çok güzel bir şekilde seslendirmişti şiirleri...
Oyuncular, filmden hiç para almamışlar. Bence böyle bir filme giderek sizde destek olabilirsiniz. Son olarak bu filmi en güzel Nazım'ın bir şiiri anlatır diyorum:
Piraye İçin Yazılmış :
SAAT 21-22 ŞİİRLERİ
Ne güzel şey hatırlamak seni : ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken...
Ne güzel şey hatırlamak seni : bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin ve saçlarında vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının... İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti... Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının, güneşli bir rahatlık ve etin daveti : kıpkızıl çizgilerle bölünmüş sıcak koyu bir karanlık...
Ne güzel şey hatırlamak seni, yazmak sana dair, hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek : filânca gün, falanca yerde söylediğin söz, kendisi değil edasındaki dünya...
Ne güzel şey hatırlamak seni. Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine : bir çekmece bir yüzük, ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım. Ve hemen fırlayarak yerimden penceremde demirlere yapışarak hürriyetin sütbeyaz maviliğine sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
Ne güzel şey hatırlamak seni : ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken...
23 Eylül 1945
O şimdi ne yapıyor şu anda, şimdi, şimdi? Evde mi, sokakta mı, çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı? Kolunu kaldırmış olabilir, - hey gülüm, beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!.. -
O şimdi ne yapıyor, şu anda, şimdi, şimdi? Belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor. Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir, - her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren sevgili, canımın içi ayaklar!.. - Ve ne düşünüyor beni mi? Yoksa ne bileyim fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi? Yahut, insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor, şu anda, şimdi, şimdi?...
26 Eylül 1945
Bizi esir ettiler, bizi hapse attılar : beni duvarların içinde, seni duvarların dışında.
Ufak iş bizimkisi. Asıl en kötüsü : bilerek, bilmeyerek hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması... İnsanların birçoğu bu hale düşürülmüş, namuslu, çalışkan, iyi insanlar ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...
1 Ekim 1945
Dağın üstünde : akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde. Bugün de : sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de. Birazdan açar kırmızı kırmızı : gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı. Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...
6 Ekim 1945
Bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır. Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda. Yürek kirpiklerin ucunda uzayıp giden toprak uğurlanır. Benim bağırasım gelir : - "P î r â y e , P î r â y e !.." - diye...
5 Kasım 1945
Çiçekli badem ağaçlarını unut. Değmez, bu bahiste geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı. Islak saçlarını güneşte kurut : olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın nemli, ağır kızıltılar... Sevgilim, sevgilim, mevsim sonbahar...
12 Kasım 1945
Damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu son lodoslar esmeye başladı. Havayı dinliyorum : nabız yavaşladı. Uludağ'da, zirvede kar ve Kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar. Ovada kavaklar soyunuyor. İpekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek, sonbahar bitti bitecek, nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak. Ve biz yine bir kış daha geçireceğiz : büyük öfkemizin içinde ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...
1945 yılı Aralık ayının dördü
İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan, giyin, kuşan, benze bahar ağaçlarına... Hapisten mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına, kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını, böyle bir günde yılgın ve kederli değil, ne münasebet, böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı Nâzım Hikmetin kadını...
5 Aralık 1945
Delindi sintine, esirler parçalamakta pırangaları. Yıldız-poyrazdır esen, tekneyi kayaların üstüne atacak. Bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır, taş çatlasa batacak. Ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem kuracağız Pirâyem...
6 Aralık 1945
Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim, akar suyun, meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı. Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına : - çürüyen diş, dökülen et -, bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler. Ve elbette ki, sevgilim, elbet, dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya, dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla bu güzelim memlekette hürriyet...
12 Aralık 1945
Ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta : pul pul altın bakır tunç ve tahta... Öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık. Ve dağlar dumana batık kurşunî, sırılsıklam... Tamam, sonbahar belki bugün bitti artık. Yaban kazları hızla gelip geçti demin herhal İznik gölüne gidiyorlar. Havada serin havada is kokusu gibi bir şey : havada kar kokusu var...
Şimdi dışarda olmak, dörtnala sürmek dağlara doğru atı. "- Ata binmesini de bilmezsin," - diyeceksin ama şakayı bırak ve kıskanma, yeni bir huy edindim hapiste : seni sevdiğim kadar değilse de hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı... Ve ikiniz de uzaktasınız...
|
Yorum (3) :: Bağlantı
|
8/3/2007 - konuşmak istemiyorum
burada yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. bu potansiyeli görüyorum. ve hepsi heba oluyor.lanet olsun!.. bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor yada beyaz yakalı köle olmuş. reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde... nefret ettiğimiz işlerde çalışıp, gereksiz şeyler alıyoruz... bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. bir amacımız ya da yerimiz yok. ne büyük savaşı yaşadık nede büyük buhranı. bizim savaşımız ruhani bir savaş. en büyük buhranımız hayatlarımız... televizyonla büyürken milyoner film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık ama olmayacağız. bunu yavaş yavaş öğreniyoruz ve çok kızgınız..."
|
Yorum (2) :: Bağlantı
|
14/2/2007 - YILMAZ ÖZDİL
Hergün okumaktan keyif aldığımi kelimelerle oynayan benim için mükemmel bir yazar ve onun geçenlerde yazdığı bir köşe yazısının son cümleleri çok etkiledi beni, bende bloguma eklemek sitedim.
"Vahşi Batı filmlerindeki bufalolara benziyoruz artık. Yanımızdaki vurulup, düşüyor. Gözucuyla bakıp, yolumuza devam ediyoruz... Ruhsuz... Duygusuz..."
|
Yorum (6) :: Bağlantı
|
|
ruzgarlisokak nerede
Ben ben ben ; bir şeyler var konuşmakla bitmiyor. Anlatsam anlatsam; İşte bu sayfada beklide bana ait en özel yerde, dostlarım ve geleceği görmek adına yeni oluşacak dostlarım, yazılanlar tozlanmadan, küflenmeden bu sayfada olsun istedim. Fotoğraflarım, fotoğraflarımda bana gülen, ağlayan, kızan, öfkelene yüzler hepsi bir rüzgara kapılmış geçiyor. Ben hep aynı yerdeyim bir sokakta, her gün farklı bir mevsimin yaşandığı sokakta ; Öyle bir yer ki; bir sabah bahar, ertesi sabah kış ; Ve hep rüzgar var bir de ben
ARKADAŞLARIM
• BibiS • yansimalar • selchuq • NEVAAY • temizekran • HULYACIM • mrfood • kartopum • oglena • visne • aylin2 • frekans • marypoppins • sokaklambasi • hamitakcay • milkboy • joezombi • zelis • karacocuk • raciegi • Arzu79 • batumania • alsah • bitti • Ozdemir • cinskediguzel • benhaladeliyim • vilka • dungeon • cicibisiiy • alexandrette • gokcesair • melan • yashar • ebrar06 • Sandra • sonnur • benserseri • kayipmektuplar • cicibisiiy2 • ICEEYES • psycocihan • kupavalesi • vega99 • zeya • AR • elki • biolog • nilgunbozkurt • ataberk • esmerbuluta • aristoca • myrina • cicibisiiy3 • whikery • Serinmavi • FirlamaKaciklar • cavitilhan • electronicer • konjenital • extacyESC • oyuncakbebek • remes • USTAD • ihlamur • adfun11 • kaciklarcemiyeti • kirmizisaclikiz • prenstenes • geyikfm09 • yavuz999 • yellowdaisy • caglar • Cracked • bebekler • tyanali • mariposa • bloglist • esmuker • duygudurum • TUBABUYUKUSTUN3 • anubiss • sapphire • bassak • inopnevma • yaraliyim • birzambakmasalidirgidiyor • yeniLerdenim • hopeandfaith • ilkayoguzhan • parantezicihayatlar • portfolyo • ruhumdaninciler • sahildekibank • TheLostHighway • safakk1 • pinarozfidan • askolsun • canokurban • cadilan • dusbahcesi • ruzgarr • anilarparki • ahmetmacit • dsdmetin • visal • sessizofke01 • mucevherkutusu • eroman • bakiregolge • ayazma7 • Merchandiser • dsdtext • intrinsic • fatos1987 • yagmurtuana • memurdostu • bilgilerdunyasi • senidilendim • yasasinozgurluk • tezene • hayaliduman • shrub • elmederesi • AydakiAdaM • gizlibahcemdeyim
|